Ortadoğu’da nükleer yarış… Kim silaha ne kadar yakın? Listede Türkiye de var

Haber gorseli

ABD ile Suudi Arabistan, Washington’un Riyad’a sivil nükleer program geliştirmesi için teknoloji desteği vermesini öngören 30 yıllık bir nükleer iş birliği anlaşması imzaladı.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman tarafından imzalanan anlaşma, ABD Atom Enerjisi Yasası’nın 123. maddesi kapsamında yapılan ve kamuoyunda ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen nükleer iş birliği modeline dayanıyor.

Anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklanmazken, uzmanlar, Ortadoğu’da yeni bir nükleer rekabeti tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı‘nın (UAEA) anlaşmaya doğrudan taraf olmaması ve Suudi Arabistan‘ın Nükleer Tedarikçiler Grubu‘na (NSG) üye olmaması, denetim mekanizmalarına ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Peki, bölgemizdeki hangi ülkede, ne tür nükleer çalışmalar yapılıyor?

İRAN: 70 YILLIK TARTIŞMA

Ortadoğu’nun en gelişmiş nükleer altyapılarından biri İran’a ait.

İran’ın nükleer programı, 1957 yılında ABD’nin ‘Atoms for Peace’ (Barış için Atomlar) girişimi kapsamında başlatıldı. Ülke, 1974 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması‘na (NPT) taraf oldu.

Ancak 2000’li yılların başında Natanz, Fordow ve İsfahan‘daki gizli uranyum zenginleştirme tesislerinin ortaya çıkması, Tahran’ın nükleer silah geliştirdiği yönündeki uluslararası iddiaları güçlendirdi. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler yaptırımları devreye girerken, İran uzun yıllar ABD ve İsrail’in siber operasyonları ile sabotajlarının hedefi oldu.

2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) kapsamında İran, uranyumu yaklaşık yüzde 3 seviyesinde zenginleştirmeyi kabul etmiş ve UAEA tarihindeki en kapsamlı denetim rejimlerinden birine izin vermişti. Ancak ABD Başkanı Donald Trump‘ın 2018’de anlaşmadan çekilmesiyle süreç çöktü ve İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yeniden hızlandırdı.

Son yıllarda Washington ve Tel Aviv, İran’ın yüzde 60 saflıkta 400 kilogramdan fazla uranyum stokladığını öne sürerek askeri operasyonlarını bu gerekçeyle savunuyor. Tahran ise programının tamamen barışçıl olduğunu vurgulamayı sürdürüyor.

İSRAİL: “RESMEN KABUL ETMİYOR…”

İsrail bugüne kadar nükleer silahlara sahip olduğunu ne doğruladı ne de yalanladı. Buna rağmen uluslararası uzmanlar, ülkeyi Ortadoğu’nun fiili tek nükleer silah sahibi devleti olarak değerlendiriyor.

Nükleer Tehdit Girşimi (NTI) verilerine göre, İsrail’in yaklaşık 90 nükleer savaş başlığına sahip olduğu, mevcut uranyum ve plütonyum stoklarıyla bunun 300’e kadar çıkarılabileceği tahmin ediliyor.

İsrail, NPT’ye taraf değil ve bu nedenle UAEA’nın düzenli denetimine tabi bulunmuyor. Ülkenin en önemli nükleer tesisi ise Fransa’nın desteğiyle 1957 yılında inşa edilen Dimona (Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi) olarak gösteriliyor.

BAE, TÜRKİYE VE MISIR

Bölgede elektrik üretimi amacıyla nükleer enerji yatırımı yapan ülkelerin başında Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Mısır geliyor.

BAE, 2009 yılında ABD ile yaptığı ‘123 Anlaşması’ kapsamında uranyum zenginleştirmeme ve kullanılmış yakıtı yeniden işlememe taahhüdünde bulundu. Güney Kore tarafından inşa edilen Barakah Nükleer Santrali, ülkenin elektrik ihtiyacının yaklaşık dörtte birini karşılıyor ve UAEA tarafından sürekli denetleniyor.

Türkiye ise Rusya tarafından inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile sivil nükleer enerji üretimine hazırlanıyor. Yaklaşık 4 bin 800 megavat kapasiteye sahip olacak santralin Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılaması hedefleniyor. Anlaşma gereği, kullanılmış nükleer yakıtın kontrolü Rusya‘da bulunuyor.

Mısır da Rusya‘nın desteğiyle yapımı süren El-Dabaa Nükleer Santrali üzerinden elektrik üretmeyi planlıyor. Santralin 2028 yılında faaliyete geçmesi bekleniyor.

IRAK VE PAKİSTAN

1970’li yıllarda Saddam Hüseyin yönetiminde nükleer silah geliştirmeye çalışan Irak, Fransa‘nın desteğiyle Osirak Reaktörü‘nü inşa etmişti. Ancak tesis önce İran, ardından İsrail tarafından bombalandı; 2003 ABD işgalinden sonra ise Irak’ın nükleer programının tamamen sona erdiği açıklandı.

Ortadoğu’nun hemen doğusunda bulunan Pakistan ise yaklaşık 170 nükleer savaş başlığı ile dünyanın önemli nükleer güçlerinden biri olarak kabul ediliyor. Pakistan‘ın geçmişte İran, Libya ve Kuzey Kore‘ye nükleer teknoloji transfer ettiği yönündeki iddialar ise uluslararası güvenlik tartışmalarının önemli başlıkları arasında yer alıyor.

ANLAŞMA DENGELERİ DEĞİŞTİREBİLİR

Uzmanlara göre, ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan yeni nükleer iş birliği anlaşması, yalnızca enerji alanında değil, Ortadoğu’nun güvenlik mimarisi açısından da kritik sonuçlar doğurabilir.

İran’ın nükleer faaliyetleri, İsrail‘in belirsizlik politikası ve Körfez ülkelerinin artan nükleer enerji yatırımları birlikte değerlendirildiğinde, bölgenin önümüzdeki yıllarda hem sivil nükleer kapasitenin hem de stratejik caydırıcılık rekabetinin daha da yoğunlaştığı yeni bir döneme girmesi bekleniyor.

yok

Author: Yusuf Arslan