ABD’de meşruiyet krizi neye denk geliyor?

“`html

Günümüzdeki Hegemonya Krizi ve Sosyalist Devrim Olasılıkları

Son on iki yıl içinde birçok konuya değindik; ancak genel hatlarıyla üzerinde durduğumuz iki ana tez var:

Bunlardan ilki, son yirmi yıldır süregelen emperyalist sistemdeki hegemonya krizinin paylaşım savaşlarına zemin hazırlayabileceğidir. Bu durum, günümüzü 1. Dünya Savaşı öncesine benzetiyor.

Detaylarına girmeyeceğiz ama okuyucularımız, neden 2. Dünya Savaşı öncesini anmadığımızı merak edebilir. Bunun sebebi, günümüzde Sovyetler Birliği gibi güçlü bir sosyalist devletin bulunmaması ve rekabetin dünya pazarı ile doğal kaynakların paylaşımına odaklanmasıdır.

İkinci tezim ise, mevcut durumun meşruiyet krizleri ve yönetim zorlukları ile birlikte bir sosyalist devrimler dalgasını ortaya çıkarabileceğidir. Bu bağlamda, sosyalist devrim dalgasının ABD hegemonya alanında başlayacağı ihtimali oldukça güçlüdür. Elbette diğer bölgeler de söz konusu, ancak önemli bir fark mevcut.

Zaman ilerledikçe bu tezleri destekleyen daha fazla veri ortaya çıktı. Örnek vermek gerekirse, 2024 yılında yapılan bir ankette, yetişkinlerin %70’i çocuklarının kendilerinden daha düşük bir gelirle yaşamaya başlayacaklarını öngörüyor.

Tablo 1: 2024 Yılında Yetişkinlerin Çocuklarının Gelir Tahminleri

*Veriler, ilgili kaynaktan derlenmiştir.

Bir emperyalist devlet olabilmenin temel şartlarından biri, emekçi sınıfların kendilerini geniş bir orta sınıf olarak tanımlayabilmesidir. Ancak bu durum, günümüzde hızla değişmektedir. 1950’ler ve 60’larda emekçi çocuklarının, ebeveynlerinden daha iyi koşullarda yaşamaları mümkündü. Ancak artık bu imkanlar azalmış durumda.

Tablo 2’de, ABD ve hegemonyası altındaki ülkelerde anket katılımcılarının büyük değişimler istediği görülecektir. Üçte biri küçük reformlar yeterli derken, üçte ikisi köklü değişikliklerin gerektiğini savunuyor.

Tablo 2: 2024 Yılında Ekonomik Reform Talepleri

*Veriler, ilgili kaynaktan derlenmiştir.

Bu veriler, yönetim zorlukları açısından dikkat çekici ve ilginçtir. Ancak insanların köklü değişim taleplerinin neyi içerdiği konusunda farklılıklar olduğunu unutmamak gerekir; bu durumdan doğan memnuniyetsizlik artıyor. Bu kriz, emekçi sınıfların siyasi önderlik beklentisini artırıyor.

Kitlelerin yoksulluğu, devrimci sonuçlar doğurmaz; fakat emekçilerin bir devrime katkıda bulunması, siyasi liderliğin bilinçli müdahalesine bağlıdır. Bu nedenle, meşruiyet krizlerini takip etmek büyük önem taşıyor. Gazze’deki kolektif eylemler ve ABD şehirlerindeki halk hareketleri, günümüzdeki toplumsal çatışmaların göstergesidir.

Son olarak, Minneapolis’teki olaylar, güçlü bir toplumsal bölünmeyi gözler önüne serdi. Eylemcilerin genel grev çağrısında bulunması, emekçilerin dayanışmasını artıran bir başlangıç olarak kabul edilebilir. Ekonomik sistemdeki derin değişim arayışları, devrimin kaçınılmaz bir olgu hâline gelmesinin yollarını açabilir.

“`